Tüm bu pazarlar, değişen trendler ve talep üzerindeki baskılardan etkilenmektedir. Makro ve mikro ölçekte ekonomik koşullar, hem kurumların hem de bireylerin harcamalarını doğrudan etkiler.
Sektör; pandemi dönemindeki büyük kırılmanın ardından oluşan etkilerle, enflasyonla ve enerji ile taşımacılık maliyetlerindeki artışlarla başa çıkmak zorunda kaldı. Baskı sektörüne daha özel bakıldığında ise 2021–2023 yılları arasında kâğıt, kalıp ve mürekkep gibi sarf malzemelerinin maliyetleri ciddi şekilde yükseldi. Bu maliyetler sonrasında düşüş göstermiş olsa da, kısa tirajlarda daha maliyet etkin bir çözüm sunması nedeniyle dijital baskının büyümesine katkı sağladı.
Üretim, satış ve idari personel ücretlerindeki artışın da uzun vadeli etkileri devam edecek. Baskı hizmeti sağlayıcıları, nitelikli personel bulmak ve elde tutmakta zorlanıyor. Bu durum birçok şirketin otomasyon sistemleri ve robotik yatırımlarına yönelmesine neden oluyor. Bu eğilim önümüzdeki on yılda daha da artacak ve dijital baskı sistemlerine avantaj sağlayacak; çünkü dijital sistemler genellikle özellikle sonlandırma süreçleriyle entegre edildiğinde otomasyona daha uygun.
Bu konu, Dünya Ekonomik Forumu’nun “Future of Jobs Report 2025” raporunda da vurgulanmaktadır. Rapora göre Baskı ve İlgili Meslek Çalışanları, 2025–2030 yılları arasında en hızlı daralan istihdam alanlarından biri olacak. Bu süreçte 2 milyon işin ortadan kalkması bekleniyor; bu da 2025 yılındaki doğrudan çalışanların yaklaşık %20’sine denk geliyor.
Demografik yapı da baskı ve ambalaj talebini belirleyen önemli bir faktördür. Baskı hacimleri, nüfus büyüklüğü ve yaş dağılımına bağlı olarak şekillenir. Smithers, hedefli iletişimin daha fazla kullanılacağını; bunun da daha çok tasarım çeşidi ve daha kısa tirajlara yol açacağını öngörüyor. Bu durum ise dijital baskı için oldukça uygun bir ortam yaratıyor.