“Kağıtsız Ofis”e geçiş süreci oldukça kademeli olmuştur. 1970’lere kadar ofis operasyonlarına kâğıt belgeler hâkimdi. Ancak 1970’lerin ortasında, daktilo operatörlerinin tüm sayfayı baştan yazmak zorunda kalmadan metinleri elektronik olarak düzenlemelerini sağlayan kelime işlem teknolojisi ortaya çıktı. Bu gelişme, 30 Haziran 1975’te Business Week dergisinde yayımlanan “Geleceğin Ofisi” başlıklı makaleye ilham vermiş olabilir. Söz konusu makalede kağıtsız ofisle ilgili bir dizi öngörü yer alıyordu. Peki bu öngörülerden geriye ne kaldı?

Sonraki yıllar da kağıtsız ofis vizyonunu gerçeğe dönüştürmeye bir adım daha yaklaştıran teknolojik gelişmelerle şekillendi. 1979’da geliştirilen elektronik tablolar, bütçe hesaplamalarını ve diğer muhasebe görevlerini otomatikleştirdi. Ardından entegre elektronik ofis sistemleri ortaya çıktı ve 1990’larda internetin bilgi paylaşımını kolaylaştıran evrensel bir araç haline gelmesiyle süreç ivme kazandı. 2000’lerin ortasında bulut tabanlı depolama ve çözümlerin ortaya çıkması, dijital dosyalar ve e-postalar aracılığıyla kâğıda olan bağımlılığı daha da azalttı.

Tüm bu gelişmelere rağmen kağıtsız ofis henüz evrensel bir gerçekliğe dönüşmedi ve baskı, iş operasyonlarında hâlâ önemli bir rol oynamaya devam ediyor. Dijital iş akışları kâğıt kullanımını önemli ölçüde azaltsa da, baskıya olan bağımlılık sürüyor. Quocirca’nın son araştırmasına göre, şirketlerin %70’inden fazlası baskının iş süreçleri için önemli olduğunu belirtiyor. PwC’nin 2023 verilerine göre, ABD’de ofis çalışanları yılda hâlâ ortalama 10.000 sayfa kâğıt kullanıyor. Quocirca verileri, işletmelerde kâğıt kullanımının devam etmesinin başlıca nedenlerinin müşterilerin hâlâ kâğıt belgeler göndermesi (%36), yasal gereklilikler (%30) ve fiziksel imza ihtiyacı (%29) olduğunu gösteriyor. IDC’nin araştırmasına göre ise şirketlerin %43’ü kâğıt belgelerin hâlâ iş süreçleri için vazgeçilmez olduğunu belirtiyor; bu da Quocirca bulgularını destekliyor.

Farklı kuşaklarda baskı alışkanlıklarının değişimi

Baskının kullanılmaya devam edilmesi ve buna duyulan güvenin, iş yerindeki kuşaklar arası farklı davranışlar ve beklentilerle ilişkili olduğu düşünülmektedir. Her kuşak, baskı konusunda kendine özgü ihtiyaçlar ve beklentiler getirir. Bu nedenle, işletmenizin bu gereksinimlere uygun altyapıya sahip olmasını sağlamak ve kapsayıcı, tam işlevsel bir çalışma ortamı oluşturmak için bu farklılıkları anlamak önemlidir.

Günümüzde iş gücünde yer alan başlıca kuşaklar:

Baby Boomer’lar (1946–1964 doğumlular):

Bu kuşak, basılı materyallerle büyümüş ve bilgiye baskı yoluyla erişmeye alışmıştır. Geleneksel baskı yöntemlerine hâlâ güvenebilirler ancak dijital alternatiflere de yavaş yavaş uyum sağlamaktadırlar. Daha fazla baskı alma eğiliminde olsalar da, yaşları gereği çoğu önümüzdeki on yıl içinde emekli olacak ve iş gücünden ayrıldıklarında baskıya yönelik bu tercihleri “kağıtsız ofis” dönüşümünü daha az etkileyecektir.

X Kuşağı (1965–1980 doğumlular):

Bu kuşak da ofis baskısı ile büyümüş ve basılı bilgiye alışkındır, ancak belirli görevler için baskı kullanmayı sürdürmekle birlikte dijital iş akışlarını benimsemeye daha yatkındır. Quocirca’nın 2022 raporuna göre, 1977’den önce doğan katılımcıların %76’sı 2022’de baskının önemli olduğunu düşünürken, yalnızca %51’i 2025’te bunun hâlâ önemli olacağını belirtmiştir.

Y Kuşağı – Millennials (1981–1996 doğumlular):

“Dijital Çağ”ın başlangıcında doğan ve genellikle “dijital yerliler” olarak tanımlanan bu kuşak, küçük yaşlardan itibaren teknolojiyle iç içe büyümüştür. Dijital belgeleri ve bilgi paylaşımını tercih eder, esnekliği ön planda tutar; ancak belirli iş ihtiyaçları için baskıyı hâlâ kullanabilir. Quocirca araştırmasına göre, 1978–1987 arasında doğanların %76’sı 2022’de baskının önemli olduğunu düşünürken, 2025’te bu oran %62’ye düşmektedir.

Z Kuşağı (1997–2012 doğumlular):

Yine “Dijital Çağ”da doğan bu kuşak, Y kuşağından bile daha fazla “dijital yerli” olarak tanımlanabilir. Dijital dokümantasyonu ve mobil baskı çözümlerini tercih ederler.

Genç nesil üzerine kısa bir değerlendirme: eğitim sistemine bir bakış

Uzun yıllar boyunca dijitalleşme, eğitimde – hatta en genç yaş grupları için bile – “en ileri seviye” olarak görülüyordu. Özellikle İskandinav ülkeleri, ilkokullarda dijital medya kullanımında öncü konumdaydı. Ancak artık Avrupa’daki bazı ülkeler giderek yeniden geleneksel basılı materyallere yöneliyor.

Modern teknolojinin sınıflarda kullanımında oldukça ileri bir seviyede olan ve klasik ders kitaplarının büyük ölçüde yerini dijital materyallerin aldığı İsveç, şimdi ilkokulun ilk yıllarında yeniden kitaplara dönüyor. Stockholm’deki Karolinska Enstitüsü araştırmacıları, ülkenin dijital eğitim stratejisini inceleyerek öğrencilerin öğrenme performansında düşüş yaşandığını tespit etti. Araştırmaya göre, derste dijital medyanın kullanımı arttıkça çocukların akademik başarısı düşüyor.

Danimarka Eğitim Bakanı Mathias Tesfaye, verdiği bir röportajda gençlerden özür dileyerek, “Onları dijital bir deneyin kobaylarına dönüştürdük” ifadelerini kullandı.

Ayrıca İtalya, yıllardır yürürlükte olan akıllı telefon ve tablet yasağını genişleterek, bu cihazların 14 yaşına kadar olan çocuk ve gençler için eğitim amaçlı kullanılmasını da yasaklamayı planlıyor. Eğitim Bakanı Giuseppe Valditara, röportajında aşırı dijital cihaz kullanımının çocukların hafıza, dikkat ve öğrenme becerileri üzerinde olumsuz etkileri olduğunu gösteren araştırmalara atıfta bulundu.

Araştırmalar, “dijital yerliler” olarak adlandırılan gençlerin, dijital ortamda büyümüş olsalar bile, bilgiyi ekranlardan ziyade basılı kitaplardan çok daha iyi öğrendiklerini göstermektedir. Ayrıca, genç okuyucuların iPad veya e-okuyucu kullanırken uzun metinleri yüzeysel bir şekilde okuma eğiliminde oldukları gözlemlenmiştir.

Almanya’daki Dortmund Okul Geliştirme Araştırma Enstitüsü (IFS) tarafından yapılan araştırmalar da dil ediniminde kitapların üstünlüğünü ortaya koymuştur. Düzenli olarak kitap okuyan veya kendisine kitap okunan kişilerin, dilsel ifade becerilerinin çok daha güçlü olduğu belirlenmiştir. Araştırmaya göre, yalnızca cep telefonu veya tablet üzerinden okuma yapan ancak kitap okumayan çocukların kelime dağarcığı özellikle zayıf kalmaktadır.

“Dijital yorgunluk” olgusu da giderek büyüyen bir sorun olarak tanımlanmıştır. Dijital cihazlardan yayılan güçlü ışık, göz yorgunluğuna, baş ağrılarına ve uyku bozukluklarına neden olabilmektedir.

Ayrıca, çocuk ve gençlerin dijital ekranlar karşısında geçirdiği sürenin miyopi (uzağı görememe) ile doğrudan ilişkili olduğuna dair kanıtlar da mevcuttur. Bu nedenle Çin’in Zhejiang eyaletinde, tablet kullanım süresi ders zamanının en fazla %30’u ile sınırlandırılmıştır. Ülke genelinde hükümet artık öğrenme uygulamaları yerine kağıt ve kalem kullanılmasını önermektedir.

Bu durum gelecekte ne anlama geliyor? Kağıtsız değil ama “daha az kağıtlı” bir ofis mi?

Belki kağıtsız ofis vizyonu hiçbir zaman tam anlamıyla gerçekleşmeyecek, ancak gelecekte ofislerin bugünkünden çok daha az kağıt temelli olacağı oldukça gerçekçi görünüyor. Bunun birkaç nedeni var.

Dijitalleşme zaten kağıt süreçlerinde önemli bir azalmaya yol açtı. Yapay zekâ ve makine öğrenimi kullanan Akıllı Belge İşleme (IDP) çözümleri, baskı ihtiyacını daha da azaltacak. Quocirca’ya göre, belge yakalama çözümleri kullanan şirketlerin %62’si IDP yatırımlarını artırmayı planlıyor. McKinsey verilerine göre ise 2030 yılına kadar işlerin %30’undan fazlası otomatik hale gelebilir.

Örneğin OCR (Optik Karakter Tanıma) teknolojisi, son yıllarda kağıt tabanlı belgelerdeki bilgileri çıkararak iş süreçlerinin dijitalleşmesini ve otomasyonunu kolaylaştırdı. Yapay zekâ destekli OCR, bu süreci daha da hızlı ve akıllı hale getirecek.

Bir diğer örnek ise elektronik imza. Bugün birçok form ve sözleşme geçerli dijital imzalarla imzalanabiliyor. Yapay zekâ, dijital formların doldurulması ve imzalanması süreçlerini daha da hızlandıracak ve özellikle bankacılık, sağlık ve eğitim gibi sektörlerde kağıt kullanımını azaltacak.

Son olarak, hâlâ bazı insanlar – yukarıda bahsedilen kuşak farklılıkları nedeniyle – uzun belgeleri okumayı kolaylaştırmak için çıktısını almayı tercih ediyor. Ancak yapay zekâ destekli özetleme araçları, metinlerin özüne hızlıca ulaşmayı sağlayarak bu ihtiyacı ortadan kaldırabilir.

Bu eğilimin daha da hızlanması bekleniyor çünkü Avrupa politikaları dijitalleşmeye öncelik veriyor. Avrupa Komisyonu’nun 2030 Dijital Hedefleri arasında, “AB şirketlerinin %75’inin bulut, yapay zekâ veya büyük veri kullanması” ve “KOBİ’lerin %90’ından fazlasının en az temel dijital olgunluk seviyesine ulaşması” yer alıyor.

Ayrıca Avrupa, 2050’ye kadar net sıfır karbon hedefini gerçekleştirmek için çevresel düzenlemeleri ve sürdürülebilirlik girişimlerini sıkılaştıracak. Baskı ve dijital çözümler arasındaki sürdürülebilirlik karşılaştırmasıyla ilgili daha fazla bilgi için blog yazısına bakılabilir.

Diğer önemli bir faktör de Avrupa nüfusunun azalması ve yaşlanması, dolayısıyla kuşak değişiminin baskı alışkanlıkları üzerinde kalıcı bir etki yaratacak olmasıdır. Avrupa Komisyonu’na göre, 2030 yılına kadar iş gücünün yaklaşık %25’i Z kuşağına ait olacak.

Aynı zamanda start-up’lar, dijital platformlar sayesinde benzeri görülmemiş bir hızda büyüyecek ve bu durum, kağıt kullanımını bu işletmeler için daha da cazip olmaktan çıkaracaktır.

Şirketinizin tüm baskı ihtiyaçlarına ve beklentilerine hazırlıklı olmasını sağlamak

Quocirca’ya göre işletmelerin %75’i, kağıt tabanlı süreçleri dijitalleştirme planlarını hızlandırıyor. KOBİ’ler ise önümüzdeki 12 ayda baskı hacimlerinde %6 oranında düşüş bekliyor.

Hangi yolu seçerseniz seçin, Konica Minolta’nın güçlü çözümleri dijital iş yeriniz, baskı ve belge süreçleriniz için ideal bir iş ortağı sunar:

  • Çok işlevli yazıcılar (MFP) - Konica Minolta’nın bizhub serisi, esnek baskı seçeneklerinin yanı sıra belgelerin taranarak bulut depolama alanına güvenli biçimde aktarılmasını sağlar. Bu seri, her kuşaktan çalışanın değişen ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde sürekli gelişmektedir.
  • Mobil ve Bulut Baskı - Çalışanların her yerden ve uyumlu herhangi bir cihazdan belge yazdırmasına olanak tanır. Bu özellik, uzaktan veya hibrit çalışma modellerini desteklerken ofis içi verimliliği de artırır.
  • Yönetilen Baskı Hizmetleri (Managed Print Services) - Baskı hacmini talebe göre ölçeklendirmenin, maliyetleri optimize etmenin, verimliliği artırmanın ve israfı azaltmanın en etkili yollarından biridir.

1 IDC, Europe IPDS Survey, Mayıs 2024 (n = 2.000), www.idc.com

2 Avrupa Komisyonu, Knowledge for Policy, Kasım 2023

PAYLAŞ:

Bu makaleyi değerlendirin